Danfoss, Soğutkan Haftası’nı kutladı RÜZGAR TÜRBİNLERİNİN KANAT BAKIMLARI İNSANSIZ HAVA ARAÇLARINA EMANET LİMAK ENERJİ, AŞURE GÜNÜ’NÜ MÜŞTERİLERİ İLE KARŞILADI BETA Kimya A.Ş.’den yangına dayanımlı köpük: APEL PF380 İtalyan Ticaret ve Sanayi Odası Derneği / MCE ve BIE Fuarı Dört Mevsim İdeal İklimlendirme Baymak Isı Pompası 22. ISK-SODEX Istanbul Fuarına FORM İmzası İklimlendirmede Güney Afrika pazarı mercek altında PANASONIC LIFE SOLUTIONS TÜRKİYE “INNOVATION CORNER” AÇILIŞINI GERÇEKLEŞTİRDİ Bosch Türkiye ve Sabancı Üniversitesi’nden sanayide dijital dönüşüm için ortak proje YENİLENEBİLİR ENERJİDE SEKTÖR VE AKADEMİ İŞ BİRLİĞİ ODE KALİTEYE YATIRIM YAPTI, SU YALITIMINDA EPİKON DÖNEMİNİ BAŞLATTI BITZER, Almanya'daki genişletilmiş fabrikada üretilen ilk yeni kondenseri teslim etti Knauf Türkiye’de bayrak değişimi Siemens teknolojileri “ISK-SODEX” 2019 Fuarı’nda sergilenecek

Prof. Dr. Hasan A. Heperkan

SOĞUTMA SİSTEMLERİNİN KARBON SALINIMININ AZALTILMASI VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK

 

1992 yılında, Rio de Janeiro’da Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi oluşturuldu. Bu antlaşma hala yürürlüktedir ve iklim değişikliği tehlikesini önlemek amacıyla hükümetleri harekete geçirerek birleştirmiştir. Takip eden 5 yılda neler yapılması ve gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelere karşı rolünün ne olması gerektiği tartışılmış, 1997 yılında Kyoto protokolü oluşturulmuştur. Bu antlaşma ile 2012 yılına kadar, dünya çapında 1990 seviyelerine göre emisyonların yaklaşık %5 azaltılması ve gelişmiş ülkelerinin emisyon hedefleri kararlaştırılmıştır. Ancak Çin, Güney Kore, Meksika ve diğer hızla gelişmekte olan ülkelere hedef verilmemiştir [1].

ABD başkan yardımcısı Al Gore, protokole o tarihte kaydolmuş, ancak protokol ABD Kongresi tarafından onaylanmamıştır. Küresel emisyonların % 55’ini temsil eden ülkeler bunu onaylayana kadar protokol yasal olarak yürürlüğe girememiştir. 2004 yılı sonlarında, Rusya beklenmedik bir şekilde anlaşmayı kabul etmeye karar vermiş ve gerekli ağırlık oluşarak protokol yürürlüğe girmiştir.

İlk COP (Conference of the Parties) 1995 de Berlin’de toplanmış, üçüncüsünde 1997 de Kyoto Protokolü benimsenmiş, on birincisinde Montreal Eylem Planı oluşturulmuştur. Kopenhag’daki on beşinci toplantı bir hayal kırıklığı olmuş, on yedicisinde Durban’da Yeşil İklim Fonu kurulmuştur. 2013 de Lima’da yeni bir küresel iklim antlaşmasının temellerini oluşturacak İklim Eylem Çağrısı yapılmıştır. Kyoto Protokolü ile 6 sera gazının emisyonuna sınırlama getirilmiştir. En önemli etkiye sahip gaz Karbondioksit (CO2) olup diğerleri, Metan (CH4), Diazot monoksit (N2O), Kükürt hekzaflorid (SF6), Perflorokarbonlar (PFCs) ve Hidroflorokarbonlar (HFCs) dır.

“Intergovermental Panel on Climate Change”, Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) 2014 sonunda yayınladığı 5. Değerlendirme Raporu’nda “Küresel ortalama sıcaklık artışını 2 derecenin altında tutmak için 1870’den beri salınan toplam sera gazı emisyonlarını 2 bin 900 Gigaton ile sınırlamak zorundayız. Şu ana kadar salınabilecek karbon hakkının 2/3’ünü 2011 itibariyle tüketmiş bulunuyoruz” ifadesi yer almıştı. Güvenli limit olan 2 derece ve altında kalabilmek için düşük karbonlu elektrik üretimi ve enerji verimliliğine yatırım yapılması ve teşvik edilmesi gerekiyor. 

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı, COP21 (Conference of the Parties) Paris’te Aralık 2015 de yapıldı. Toplantıya katılan 195 ülke, sera gazlarını sınırlayabilmek için emisyonları azaltmak, küresel ısınmayı 2°C değerinin altına indirmek üzere Paris Antlaşması’na, oy birliğiyle karar verdiler. Paris’teki zirvenin amacı 2020 sonrasını belirleyecek bir uluslararası anlaşmaya varmak ve 2 derece limitini koruyacak bir anlaşma üzerinde uzlaşmaktı.

Bilim adamları, sera gazı emisyonlarının artmaya devam etmesi ve eşiğin aşılması durumunda, küresel ısınmanın geri döndürülemez olacağını belirtiyorlar. Bilimsel çalışmalar bu eşiğin endüstri devrimi öncesi sıcaklıklara göre 2˚C ile sınırlanması gerektiğini işaret ediyor. Mevcut emisyon düzeylerine bakıldığında bir önlem alınmadığı takdirde bu artış 2050 de 2˚C yi 2100 de 4˚C yi aşabilir.  Son buzul çağında da sıcaklık farkının 5°C değerinin biraz üzerinde olduğu hatırlanacak olursa durumun ciddiyeti daha kolay anlaşılacaktır. Avrupa parlamentosu bu hedefi bir Avrupa hedefi olarak kabul etmiş bulunuyor. Avrupa aslında dünyadaki toplam emisyonların sadece %10 undan sorumlu; bugün diğer ülkelerin de %80 i Kopenhag ve Cancun antlaşmasına göre ulusal hedefler belirlemişlerdir.

Bu bağlamda bazı ülkeler harekete geçmişlerdir; Avrupa Birliği, 1990 seviyesine göre sera gazları emisyonunu 2030 itibariyle %40, ABD 2025 itibariyle 2005 seviyesine göre %28 azaltmayı taahhüt ettiler. Çin, sera gazı emisyonu artışını 2030 itibariyle inişe geçirerek net olarak azaltmayı, Hindistan 2030 itibariyle ekonomisinin karbon yoğunluğunu 2005’e göre %65 e indirmeyi, Meksika ve Güney Kore (Türkiye’ye örnek alınabilir) referans senaryoya göre 2030 itibariyle sırasıyla %25 ve %37 azaltmayı hedef aldıklarını açıkladılar.

Avrupa Birliği, karbondioksit yayılımını azaltmaya yönelik ilk adımı 4 Ocak 2003 tarihinde Binalarda Enerji Performansı Direktifi (2002/91/EC), EPBD ile atmıştır. Direktif, birlik üyesi ülkelerin binalar için bir enerji belgelendirme, sertifika sistemi oluşturmalarını ve kazanlar ve iklimlendirme sistemlerinin düzenli aralıklarla zorunlu kontrolünü içeriyordu. Daha sonraki yıllarda üye ülkelerin geçen zaman içerisinde doğru yolda ilerlemelerine karşın, erişilen minimum şartların tatmin edici boyutta olmadığı görüldü.

2010 yılında, EPBD, Directive on Energy Performance of Buildings yeniden düzenlendi. Bina kabuğunun yalıtım özelliklerine oldukça sıkı kısıtlamalar, üye ülkelere minimum enerji gereksinimi konusunda somut hedefler getirildi. Öncelikle, farklı kullanım şekillerine göre referans binaların oluşturulması, bu binaların yaşam süreçlerini dikkate alan “maliyet etkin analiz” e dayalı yönetmeliklerin hazırlanması ve amaca ulaşmak için yapılacak geliştirme yöntemlerinin tanımlanması gerekmektedir. Avrupa enerji hedeflerine göre, kamu binaları 2018/2019, diğer binalar da 2020/2021 yılına kadar “yaklaşık sıfır enerjili binalar”, nZEB olacaktır. 

Kasım 2016 da Avrupa Komisyonu tarafından yayınlanan “Bütün Avrupalılar için Temiz Enerji” mevzuat teklifi, binalar için enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji kullanımını içermektedir. Bu teklif hem “Binalarda Enerji Performansı Direktifi”, EPBD de, hem de “Yenilenebilir Enerji Direktifi”, RED de değişiklikler önerir. Bu değişiklikler, özellikle ekonominin karbondan arındırılması 2050 hedeflerinin tutturulmasında önemli bir yere sahiptir. EPBD nin hedefi, 2020 yılına kadar yaklaşık sıfır enerjili binaları, NZEB gerçekleştirerek yenilenebilir enerji kaynaklarını öne çıkarmaktır; RED in hedefi ise yenilenebilir kaynaklardan enerji üretimini teşvik etmektir [2].

Türkiye, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Kyoto Protokolü’nü 12 yıllık gecikmeyle imzalamıştır. Türkiye, 1 Ekim 2015’de BM’ye sunduğu Ulusal Düzeyde Belirlenmiş Katkı Niyeti, INDC (Intended Nationally Determined Contributions) belgesinde, 2030 yılı itibariyle referans senaryoya göre sera gazı emisyon artışını yüzde 21 azaltmayı taahhüt etti.

İklimlendirme sektörünün karmaşık ve dinamik yapısı nedeniyle, problemlerin çözülmesinde disiplinler arası yaklaşımlara ihtiyaç vardır. Bu arada, ulusal sınırları da aşarak ülkeler arasında bir işbirliği kurmak daha da yararlı olacaktır. Böylece kazanılan deneyimler ve teorik bilgi birikimleri harmanlanarak etkin çözümler üretmek mümkün olacaktır. ASHRAE, REHVA, EUROVENT gibi organizasyonlar tarafından hazırlanan el kitapları bu tip çalışmaların iyi örnekleridir.

Bu bağlamda yapılan yeni bir girişim de, Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesindeki soğutma kaynaklı doğrudan ve dolaylı emisyonları ele almak için, Ecofys (Navigant Şirketi) liderliğindeki bir konsorsiyumun, Almanya Federal Çevre, Doğa Koruma ve Nükleer Güvenlik Bakanlığı’na (Federal Ministry for the Environment, Nature Conservation and Nuclear Safety, BMU) teklif ettiği Orta Doğu'da sürdürülebilir SOĞUTMA COOL_ME “Scaling up sustainable COOLing in the Middle East” projesidir. Proje, Uluslararası İklim Girişimi (IKI) tarafından 2017 de BMU'lar için açılan bölgesel projeler çağrısında yer almaktadır. Projenin 8 yılda tamamlanması planlanmaktadır. Program faaliyetleri Mısır, Ürdün, Lübnan ve Türkiye'de gerçekleştirilecektir.

Proje Ortaklarını, Frankfurt School Frankfurt School of Finance & Management – Almanya, RCREEE Regional Center for Renewable Energy and Energy Efficiency – Almanya, Öko-Recherche Büro für Umweltforschung und -beratung – Almanya, ILK Dresden Institut für Luft- und Kältetechnik – Almanya, UNDP United Nations Development Programme – Birleşmiş Milletler, İstanbul Aydın Üniversitesi (ISKAV, İZODER) – Türkiye, Chemonics – Mısır, IDG – Mısır, ENCPC – Mısır, LCEC Lebanese Center for Energy Conservation – Lübnan, NERC National Energy Research Center / RSS Royal Scientific Society – Ürdün oluşturmaktadır

Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerinin, 2035 yılına kadar artması beklenen enerji talebi, hızla artan nüfus, kentleşme ve enerji altyapısının yetersizliği nedeniyle iklim değişikliğinin görünür etkileri karşısında bir dizi enerji sorunu yaşaması kaçınılmazdır. Bölgede soğutma, klima donanımlı evlerde genellikle önemli bir enerji tüketim kaynağı (% 50'den fazla) teşkil etmekte ve öneminin daha da artması beklenmektedir. Bu ülkelerde, soğutma için hızla büyüyen bir talep, toplam nihai enerji tüketiminde bir artış ve enerji sektöründe yapısal zorluklar söz konusudur. 

Örneğin:

•Türkiye'nin nihai enerji talebi 2010 ve 2015 yılları arasında% 20 artmıştır.

•Lübnan'da, halen konutların % 42'sinde tek bir klima ünitesi bulunurken, yakın gelecekte daha yüksek bir oran beklenmektedir.

•Ürdün ve Lübnan ve hatta klima donanımlı Mısır'daki konutlarda elektrik talebinin % 50-60'ını soğutma, oluşturmaktadır.

Bütün bunlar ise, tüm ülkelerde HFC kaynaklı emisyonların artmasına neden olmaktadır. Enerji verimliliğini geliştirme ve doğal soğutucu akışkanların, özellikle de inşaat sektöründe devam eden ulusal destekli çabalarla kullanımının artma potansiyelinin yüksek olmasına rağmen, düzenleyici çerçevedeki ve finansman modellerindeki mevcut boşluklar eylemlerin ilerlemesini engellemektedir.

COOL_ME projesi, sürdürülebilir soğutma konusunu 4 ayak üzerinde inşa edilmiş bütünsel bir yaklaşım içerisinde ele almaktadır.

•Soğutma yüklerinin ve talebinin azaltılması

•Yüksek Küresel Isınma Potansiyeline sahip Soğutucu Akışkanların kulanımının sonlandırılması sürecinin gündemde tutulması (high-GWP HFCs, Global Warming Potential hydrochlorofluorocarbons)

•Konutlarda  ve ticari binalarda kullanılan sürdürülebilir soğutma ve iklimlendirme teknolojileri kullanan sistemlerin kullanımının yaygınlaştırılması (verimli ve/veya yenilenebilir enerji kullanan)

•Cihazların güvenli bir şekilde geri dönüşüme alınması ve F-gazların geri kazanımı

Projede, sanayi ile ilişki içerisinde bulunulacak, enerji verimliliği ve düşük küresel ısınma potansiyeline sahip gazlara geçiş programları desteklenecek, finansal modeller, yenilikçi teknolojilerin örnek uygulamalarıyla teşvikler oluşturulacak, dönüşüm için eğitim süreçleri başlatılacaktır. Montreal Protokolü, Kigali Değişikliği ve Paris Antlaşması arasındaki koordinasyona katkı sağlanacaktır.

Sürdürülebilir soğutmayı arttırmaya yönelik potansiyel mekanizmalar, sektörel genel bakışta politik / kurumsal, finansal ve teknik açıdan teşvik edilen girişimlerle sağlanacaktır.

Politik: Paris Anlaşması'nın (NDC'ler aracılığıyla) ve Kigali Değişikliğinin Uygulanması hedeflerini sağlamak

Teknik: Yükselen soğutmayı azaltmak için F-gaz içermeyen ve enerji tasarruflu çözümleri teşvik etmek

Finansal: Soğutma konusunda verimli sistemlere geçişi artırmak için finansal modeller geliştirmek

Uygulama odaklı endüstri ortaklıkları kurarak yaklaşımın desteklenmesi, soğutma değeri zincirinin tüm bölümleri ve yerel ve bölgesel paydaşların düşük GWP soğutucu akışkanlara geçişini hızlandırmak için uygulama kapasitesinin geliştirilmesi planlanmaktadır. Ayrıca, program bulgularının ve bölgesel değişimin görünürlüğünü arttırmak için uygun yayma araçları tasarlanacaktır. Bu şekilde, enerji verimliliği ve doğal soğutucular gibi farklı dünyaları bir araya getirerek, bölgede sürdürülebilir soğutmaya geçişin hızlandırılacağı düşünülmektedir.

Yaygın Etki

Programın uzun vadeli etkileri, program yönetişimi için temel oluşturmak ve her ülkedeki yerel uygulama ortaklarını kullanarak siyasi, finansal ve teknik ekosistem anlayışını güçlendirmek suretiyle sağlanacaktır. Projeye çeşitli paydaş grupları katılacak, programı başarıyla uygulamak için görüşleri alınacak ve birlikte çalışılması sağlanacaktır. Kilit paydaşlar, program sonuçlarını büyütmek ve program süresinin ötesinde kalıcı etkilere sahip olmasını sağlamak için beraber hareket edecektir.

Ayrıca, konsorsiyumlar ve genişletilmiş ortaklar aracılığı ile ve bulguları yaymak ve çoğaltmak için özel önlemler alınacaktır.

•Öğrenmeyi paylaşmak için yenilikçi örnek projeler yapılması

•K-CEP ve IFI gibi önemli uluslararası paydaşlarla koordinasyon sağlanması

•Ortak ve destekçi web sitelerine bağlantı

Her ülkedeki politik, finansal ve teknik çerçeve için çeşitli derinliklerde bilgi toplanmasını sağlayan bir veri toplama yöntemi karışımı oluşturulacaktır. Daha önce yapılmış proje ve faaliyetlerin bulguları gözden geçirilecek, ülkelere saha gezileri düzenlenecek ve bilgiye doğrudan erişim sağlanacaktır. Veri toplama, çeşitli uygun veri toplama araçlarını içeren farklı veri türlerini kapsayacaktır. Bu görev sırasında, soğutma talebi için sayısal, politika araçlarının ve finansal mekanizmaların durumuna ilişkin açıklayıcı veriler toplanacak; anket ve görüşmeler yoluyla ihtiyaç ve önceliklerin anlaşılması, önceki çalışmalara dayalı literatür taraması yapılacaktır.

Kaynaklar

1.Heperkan, H., Paris İklim Değişikliği Konferansı COP21 Zirvesi, Termo Klima Dergisi, Ağustos 2016.

2.S. Geissler, F. Durier, Renewable heating and cooling systems: compliance of product data and quality of installations, REHVA European HVAC Journal, Vol. 54, Issue 2, Nisan 2017.

3.COOL_ME proje belgeleri, Almanya, 2019.


ingas-8