Prof. Dr. Hasan A. Heperkan

BİLİMSEL ÇALIŞMALAR VE ARAŞTIRMALARDA

İŞ BİRLİĞİNE YÖNELİK YENİ PROTOKOLLER

 
 

Son yıllarda ülkemizin yaşadığı ekonomik sorunlar ve olumsuz gelişmelerden iklimlendirme sektörü de şüphesiz etkilenmiştir. 10 yıl önce yapılan çalışmalar ve çizilen tablo bugüne hiç uymuyor ne yazık ki; öngörülerimizde yanıldığımız anlaşılıyor. Dört yıl sonrası için düşünülen hedeflere ulaşmamız mümkün görünmüyor.

 

ISKAV, Isıtma Soğutma Klima Araştırma ve Eğitim Vakfı, sektör derneklerinin desteği ile 2009 yılında başlattığı bir kümelenme çalışması ile iklimlendirme sektörünü ele almış, kuvvetli ve zayıf yönlerini tespit ederek, sektörün gelişmesi için takip edilmesi gereken stratejileri belirlemişti. Bu çalışma 2011 yılında Türkiye İklimlendirme Sektörü Hedefler ve Stratejiler Belgesi olarak yayınlanmış ve belge 2012 de hazırlanan 2011 Türkiye İklimlendirme Meclisi Sektör Raporu’nda yer almıştı [1,2].

 

Bu rapora göre, sektördeki firmalar, Ar-Ge’yi çoğu zaman, mevcut ürünlerinin ve üretim hatlarının iyileştirilmesi olarak görmekteydi. Birçok firma, Ar-Ge bölümüne sahip olmakla birlikte yeni teknoloji üretimi yapamamaktaydı. Teknoloji geliştirilmesi için, üniversite işbirliği önemli bir itici güç sağlayacaktı. Sektör firmalarının üniversite işbirliklerini, özellikle, Ar-Ge bölümlerinin doğal bir uzantısı olarak görmeleri gerekmekteydi. Türkiye’nin gittikçe önem kazanan bir üretim üssü olması, doğal olarak Ar-Ge ihtiyacına ciddi bir zemin oluşturacak, ürün ve üretim esaslı Ar-Ge çalışmalarına önem verilmesinin önü açılacaktı.

 

Ocak 2011 yılında Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından açıklanan Türkiye’nin sanayi stratejisi, Türkiye’yi bir üretim üssü haline getirmeyi hedeflemekteydi. Bu çalışma kapsamında yapılan analizlerin sonucu olarak, Türk iklimlendirme sektörünün bu hedefe hazır olduğu anlaşılmaktaydı. Türk iklimlendirme sektörünün 2023 yılında $15 milyar ihracat hacmine çıkması ve $25 milyar bir piyasa büyüklüğünün % 60’inin Türkiye’de üretilen ürün ve hizmetlerle karşılanması yoluyla sektörün toplam büyüklüğünün $30 milyara ulaşması beklenmekteydi [2].

 

Gelinen bu noktada yeni yaklaşımlar ve stratejiler geliştirmemiz gerekiyor. Sektör dernekleri pazar paylarını artırmanın yollarını arıyor. Bu amaçla Afrika, Güney Amerika, Yakın ve Uzak Doğu ülkelerine yöneliyor, fuarlara ve özel organizasyonlara katılıyorlar. İhracat için öncelikle satabileceğiniz yenilikçi ürünlerinizin olması ve rekabet gücünüzün yüksek olması gerekir. Ar-Ge ve inovasyon günümüzde rekabetin vazgeçilmez unsurlarından biri haline gelmiştir. Etkin Ar-Ge teşvikleri ile sanayisi desteklenen ülkeler Dünya Rekabet Sıralamasında en üst seviyelerde yer almaktadır. Ülke olarak beklentimiz; yapılan Ar-Ge çalışmalarının ülkemize ekonomimizde katma değer yaratacak, uluslararası pazarda rekabet gücümüzü artıracak ileri teknoloji içeren ürünler olarak dönmesidir.

 

İnovasyonun bir ayağı üniversitelerde ve araştırma kurumlarındaki araştırmanın mükemmeliyeti ise diğer ayağı da bu türden çabaların sanayide (veya daha genelde şirketlerde, iş dünyasında) gördüğü yankı ve saygınlıktır. Yenilikçi teknolojik süreçler ve ürünler şirketler tarafından pazara sürülür ve ekonomik üstünlük kazanır.

 

Bilgi teknolojisi, son 50 yılda rekabet ve stratejinin iki radikal dönüşüm geçirmesine neden olmuştu; bugün üçüncü bir dönüşüm gündemdedir. Modern bilgi teknolojisinden önce ürünler mekanikti ve değer zincirindeki aktiviteler kâğıt üzerinden elle yapılır, sözlü iletilirdi. 1960 ve 70’lerdeki ilk dalga IT, sipariş süreci, fatura ödeme, bilgisayar destekli tasarım ve üretim kaynak planlaması gibi değer zincirindeki münferit aktiviteleri otomatikleştirdi. Aktivitelerin verimliliği artış gösterdi; bunun nedenlerinden biri her aktivitede büyük miktarda verinin elde edilip analiz edilebilmesiydi [3].

 

Nesnelerin interneti, akıllı, bağlantılı ürünlerin artan sayısını yansıtan ve temsil edebilecekleri yeni fırsatları vurgulayan bir terimdir. İnternet, ister insanlar, ister nesneler kullansın, en basit anlamıyla bilgi aktaran bir mekanizmadır. Akıllı, bağlantılı ürünleri temelde farklı kılan internet değil, nesnelerin doğasının değişmesidir. Yeni bir rekabet çağına girmemizi sağlayan, akıllı, bağlantılı ürünlerin geniş yetkinlikleri ve oluşturdukları verilerdir. Bu bilgiler analiz edilerek cihazlara karar verme özelliği de kazandıran, tamamen farklı bir olgu yaratılmaktadır [4].

 

Araştırmacı, mühendis ve şirket için yenilikçi olmak zordur. Sadece istemekle ya da reklam ile gerçekleşmez. Entelektüel yaratıcılık, çok çalışma, çok yatırım ve kararlılık gerektirir. İnovasyonun önemli araçlarından bir tanesi ARGE çalışmalarının yapılacağı ortamın oluşturulmasıdır. Bu ortamın dünyadaki ortak adı araştırma laboratuvarı veya enstitüsüdür. Bu türden laboratuvarlarda ilgilenilen konudaki en ileri teçhizat, donanım, ölçme aletleri ve sayısal çözümleme olanakları bulunur; bunlar sayesinde ilgilenilen konu derinlemesine araştırılır. Ayrıca buralarda çalışacak elemanların yetiştirilmesi için eğitim olanakları sağlanmalıdır (mezuniyet sonrası eğitim de unutulmamalıdır).

 

ABD, Almanya, Fransa, İngiltere gibi gelişmiş ve zengin ülkelerin uyguladığı bir başka yöntem de diğer ülkelerde yetişmiş, öne çıkmış başarılı bireyleri kendi ülkesine çekmektir; bu amaçla onlara çeşitli olanaklar, burslar sağlanır. Türkiye’de son yıllarda izlediğimiz toparlanmada yurt dışındaki bazı işadamı, mühendis, bilim insanlarımızın geri dönmelerinin de payı vardır. ABD üniversiteleri başarılı bireylere sınırsız olanaklar sunar ve onların hayallerini gerçekleştirmeleri için alt yapıyı kurar.

 

Son yıllarda inovasyon üzerine sayısız çalışma yapılmaktadır. Enstitüler, sanayi, akademi, devlet, ARGE maddi destekleri, alt yapı, piyasalar, iş dünyası gibi aktörlerin yenilikçilik ekosisteminde önemli rolleri olduğu tespit edilmiştir. Ancak motive olmuş, eğitimli, yetenekli ve yaratıcı bir insan tarafından koordine edilmeden başarı yakalanamamaktadır. Yurt dışında çok başarılı olabilen bireylerimiz aynı performansı burada gösterememektedir. Demek ki kurulu sistemde ve konuya bakışımızda hatalar vardır. El ele vererek bu durumu en kısa zamanda düzeltmeliyiz; özellikle iklimlendirme sektöründe bu potansiyel vardır.

 

Ülkemizde inovasyon eksikliği; alınan eğitimin yetersizliği, yeni konularda derslerin açılamaması; hocaların araştırma yapamamaları; maddi sorunlar; altyapı yetersizliği (araştırma laboratuvarı ve enstitüsü); araştırma heyecanı, sevgisi, metodolojisinin verilememesi; birlikte çalışılamaması; araştırmalarda çalışan doktoralı eleman eksikliği; proje başvurularının kişisel ya da tek kurumlu olması, ulusal konsorsiyumun kurulamaması; uluslararası organizasyonlara katılım eksikliği; doktora sürelerinin çok uzun olması ve bu koşullarda yeni teknolojiyi üretmenin hatta takip etmenin imkânsız hale gelmesi kaynaklı olarak görebiliriz. Son olarak ise sanayinin ilgisizliğini sayabiliriz.

 

Bu sorunlara çözüm üretebilmek amacıyla ilgili kurumlar tarafından olumlu bir takım girişimler de yapılmaktadır. Geçen hafta (30 Ocak 2019) YÖK Konferans Salonu’nda Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, TÜBİTAK ve Yükseköğretim Kurumu, YÖK arasında, bilimsel çalışmalar ve araştırmalarda iş birliğine yönelik protokoller imzalanmıştır. 

 

İmza töreninde, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, YÖK Başkanı Prof. Dr. M. A. Yekta Saraç, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu, TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal, YÖK üyeleri, ilgili kurum yöneticileri, üniversite rektörleri ve araştırmadan sorumlu rektör yardımcıları hazır bulunmuştur.

 

Toplantının başlangıcında gerçekleştirilen açılış konuşmalarının ardından, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Sayın Mustafa Varank bir konuşma yapmıştır. Konuşmada, sanayi ve teknoloji alanında Türkiye’nin rekabet gücünü artıracak yapısal reformlara odaklanıldığı, ekonomik yarışta geri kalmamak için yüksek katma değer, verimlilik artışları, dijitalleşme ve bölgesel kalkınma eksenlerinde önceliğimizin bulunduğu belirtilmiştir. Nihai amacımızın, üretimde yapısal dönüşümü gerçekleştirmek olduğu, bu sayede dışa bağımlılık ve dış finansman ihtiyacını azaltarak büyüme ve istihdamın sağlam bir rotaya oturacağı söylenmiştir. Başarılı bir yapısal dönüşümde, kamu kadar özel sektör ve akademinin de adımlar atması gerektiği vurgulanmış, imzalanan protokolle mevcut entegrasyonun bir üst seviyeye taşınacağı, üniversiteler, sanayi kuruluşları, araştırma merkezleri, enstitülerle Ar-Ge ve yenilik faaliyetlerinde ortak program ve projeler geliştirileceği dile getirilmiştir. Üniversitelerin bünyesindeki zengin insan kaynağı, enstitü ve sanayi kuruluşlarındaki altyapılarda çalışma imkanına kavuşacaktır.

 

Üretim değer zinciri bir bütün olarak ele alınmalıdır. Bilimsel araştırma, uygulamalı bilim, ürün geliştirme ve ticarileşme katmanlarından oluşan her bir aşama eşit öneme sahiptir. TÜBİTAK aracılığıyla tüm bu katmanlarda nitelikli bilginin işlenmesini ve paylaşımını mümkün kılan Yüksek Teknoloji İşbirliği Platformları desteklenmektedir. Bu platformlarda araştırma üniversitelerine merkezi bir rol verilmiştir. Araştırma üniversitelerinin geliştirdiği kritik teknolojilerdeki ürünlerin, “Ar-Ge ve Tasarım Merkezi Belgesi” verilen firmalar başta olmak üzere özel sektöre aktarımı hedeflenmektedir; üniversiteler ile sanayi arasındaki araştırma altyapıları desteklenecektir.

 

Protokolde, bölgesel kalkınma alanında da iş birliği öngörülmekte, bu kapsamda, sektör ve ürün esaslı yerel analizlerin yapılması konusunda üniversitelerin tecrübe ve yetkinliğinden faydalanılması planlanmaktadır. Üniversitelerin ‘Bölgesel Kalkınma Odaklı Misyon Farklılaşması ve İhtisaslaşma Projesi’ kapsamında yürüteceği çalışmalarda iş birliği yapılacak, Kalkınma Ajansları, üniversitelerin projelerini, mali ve teknik destekler aracılığıyla teşvike devam edeceklerdir.

 

TÜBİTAK enstitüleri, Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu stratejik alanlarda yüksek katma değerli ürün ve hizmetleri, özgün Ar-Ge çalışmalarıyla geliştirmektedir; protokol kapsamında, akıllı ve yenilikçi malzemelerden yenilenebilir enerjiye, lazer teknolojilerinden uydu ve uzay aracı kontrol sistemlerine kadar pek çok alandaki TÜBİTAK projelerinde doktora öğrencilerinin çalışması öngörülmektedir.

 

Üniversitelerin kurumsal taassuptan uzak bir yaklaşımla istekli ve yapıcı olması gerekmekte, yıkıcı teknolojiler olarak adlandırılan teknolojik kırılımlara sanayi ve sektörlerin hazırlanması büyük önem taşımaktadır. Üniversiteler, bilgiyi akademik çerçeveye hapsetmemeli, ekonomik değer üretilmesi hedefleri doğrultusundaki işlere öncülük etmelidir. Üniversitelerin ilk kuruluşlarında sahip oldukları bilgiyi aktarma ve öğretme işlevleri, daha sonra bilgi üretme ve araştırma yapmaya evrilmiş, bugün ise teknoloji geliştirme ve girişimcilik yoluyla toplumla etkileşme olarak ortaya çıkmıştır. Üniversite ile sanayi iç içe girmeli, birlikte çalışmalıdır.

 

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile YÖK arasında yapılacak işbirliğine ilişkin çerçeve protokolü, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank ve YÖK Başkanı Prof. Dr. M. A. Yekta Saraç imzalamıştır. YÖK  ve TÜBİTAK arasındaki YÖK 100/2000 ile YÖK-YUDAB yurt içi ve yurtdışı “doktora burs programlarında işbirliği” ile “YÖK-TÜBİTAK Doktora Programı” projesine ilişkin işbirliğini içeren iki adet protokolü ise, YÖK Başkan Vekili Prof. Dr. Rahmi Er ve TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal imzalamıştır. 

 

Söz konusu protokollerle, üniversitelerde üretilen nitelikli bilgi birikiminin toplumsal ekonomik faydaya ve kazanıma dönüştürülmesi hedeflenmektedir. Ayrıca sanayide ihtiyaç duyulan doktora derecesine sahip nitelikli insan kaynağının yetiştirilmesine yönelik olarak “Sanayi Doktora Programı” hayata geçirilmiştir.

 

Kaynaklar

1. Türkiye İklimlendirme Sektörü Hedefler ve Stratejiler Belgesi, ISKAV yayını.

2. 2011 Türkiye İklimlendirme Meclisi Sektör Raporu.

3. http://blog.turkcell.com.tr/akilli-baglantili-urunler-rekabeti-nasil-donusturuyor/?sayfa=3

4. Michael E. Porter, James E. Heppelmann, Akıllı, Bağlantılı Ürünler Rekabeti Nasıl Dönüştürüyor, Harvard Business Review, Kasım 2014, Ekim 2015

 


ingas-8